HACI BAYRAM GÖREN YAZDI
VATANIMIZDA UHULET VE SUHULET! Bir memlekette adamların sayısı ne kadar çok ise kalite ve nitelik te o kadar çeşitlidir. Kemal i hikmetle Cenab ı Allah ta o memleketin işini rast getirir. Ancak bir memlekette uhulet ve suhulet yoksa, insanları birbirini parçalayacak şekilde ayrışmış, ayrıştırılmış ise o memleket zaten kendi insanı tarafından parçalanmış demektir. Vücut nasıl bazı azalarını reddederse o memleket insanı da birbirini reddeder, aşağılar ve dışlarsa toplum nasıl ayakta kalacak ve tecavüzlere karşı kendini nasıl koruyacaktır.. Eğer bir memleket insanında gerçekten vatanperverlik olsa sanal alemde sosyal paylaşım sitelerinde birbirlerine ve devlet adamlarına ağır hakaretler yapmazlar ve bundan da zevk almazlar. Ama bu rezil davranışı zevk alarak yapıyorlarsa, o memleket insanında kültürel yozlaşma ve bir geriye gidiş söz konusudur. Bu kültürel yozlaşmayı yok etmek eğitimle, ferasetle olacak iştir. Bireyin eğitimi toplumu, toplumun eğitimi büsbütün vatanın kurtuluşu olacaktır. MURABBA Bize gayret yakışır merhamet Allah’ındır Mahv eder kendini bülbül bile hürriyet için Memleket bitti yine bitmedi hâlâ sen ben ![]() TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR! ![]() |
- “Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. Bir hafta dolunca, adam: |
Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:“Her kula helâl, Müslüman’a haram!”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…
*Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama. Adam: “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe kadı kızmış: “Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş.Demiş ama bir yandan da merak edermiş:
- “Nedir gerekçen?” diye sormuş. Adam:
- “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış:
- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?” Adam, başı önünde konuşur:
- “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”
- “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?”
- “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…”
- “Eeee!”
- “Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. Bir hafta dolunca, adam:
- “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler.
- “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan:
- “Bitti mi?” demiş adama.
- “Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
- “Şimdi nedir isteğin?”
- “Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler.
Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam” diye gelen-giden yok! Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan koca âlim için:
- “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
- “Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi!”
- “Vah vah! Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
- “Sorma, sorma…”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
- “Eee, ne olacak şimdi? Adam:
- “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
- “Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
- “Hava bile haram, hava bile!” demiş.
Değerli okurlar, millet olarak bizi biz yapan değerlerden uzaklaştığımızı söylesem yanlış bir iddiada bulunmuş olur muyum? Merhum Akif, tarih tekerrürden ibarettir diyor ve biz millet olarak hep aynı tecrubelerden geçiyoruz. Bizim tarihi köklerimizde de birbirimizi sevmeme, birbirimize değer vermeme ve birbirimiz hakkında ki yalan ve yanlış isnatlara hemencecik kanıp, nasıl yerdiğimize yukarıdaki hikaye umarım güzel bir örnek teşkil edecektir. Japonlar bile dinlerinin gerçek olmadığını bilmelerine rağmen; milli birliklerinin devamı için aynı potada buluşabilmek, din ve kültürlerine sımsıkı sarılarak dışarıdan gelebilecek her türlü mukavemete bir set olma adına dirençlerini artırabilmektedirler. Biz ise günlük saçma sapan siyasi mülahazalarla, birbirimizi yiyip bitirebilmekteyiz.
‘’Her türlü aşağılığa sessiz kalanlar ise yaşadıkları sürece tarihin sönük ve aşağılık ölüleri olmaya mahkumdurlar.’’ Ali Şeriati
Kendimize, birbirimize, kültürümüze, bayrağımıza, devletimize, bağımsızlığımıza, ilim ve bilime ne denli saygılı ve duyarlı olabilirsek, işte o zaman hani şu meşhur dış güçler var ya işte o zaman o dış güçleri yenebiliriz, yiyebiliriz. Ama öce kendimizi ve birbirimizi sevdiğimiz zaman ve her söylenene inanç sağlamadan önce araştırarak ve söyleyenin samimiyetine bakarak ve ışığa sağımıza ve solumuza aldırmadan hızlı adımlarla koşarak başarabileceğiz. Aksi halde uyutulan milyonlar içerisinde bir kuru yaprak kadar değeri olmayan varlıklar arasında eşsiz yerimizi almış olacağız.
Hayat çok hızlı ilerliyor ve bu gün kendini güçlü hissedenler ve onların avaneleri bilmiyorlar ki, tarihte ne güçlüler ve onların avaneleri hak ile yeksan oldular. Yunus A.S.’ı ibret için balık karnında tutan, Mağara arkadaşı olan yedi uyurları 309 yıl bir mağarada uyutan ve Yusuf A.S.’ı bir kuyudan çıkarıp Mısıra sultan eden, Yüce yaratıcımıza hamd ü senalar olsun. Ve bu yüce yaratıcımız tarihte yaşanan ve bir kısmı ibret olsun diye yüce kitabımız Kuran ı Kerimde anlatılan bu hadiselerle bizlere sanırım çok büyük mesajlar vermektedir. Ki bu mesajlarda güçlü ve haksızın değil hakkın ve haklının yanında olmamız istenmektedir. Güçlü ve zalimi, avaneleri ile nasıl çetin bir imtihana maruz bıraktığını ve biz kullarının da bu hadiselerden dersler çıkararak kendimize bir çeki düzen vermemizi istemektedir. Peygamberler ve ilahi kitaplar hep bu zalimlik ve haksızlıkların bitirilerek, Yaratıcıya yüzümüzü dönmemiz için gönderilmiştir. Yüce dinimiz sadece namaz ve oruçtan ibaret olmayıp, muamelelerimizi ve düşünce ufkumuzu da irdeleyen ve inceleyen ve neticesinde bizleri mutlu ahret hayatına hazırlayan gerçek bir dindir. Ama sadece namaz ve oruç değil, aynı zamanda haksızlıklara karşı bir haykırış, kimsesizlere sahip çıkma ve mazlumun yanında olma gibi erdemlerle olacak bir iştir. Yoksa çevremizde olup bitenlere karşı duyarsız kalarak, Allahın bizlere bahşettiği aklın ve beynin hakkını nasıl verebileceğiz.
‘’Kılıç, zaferleri; zeka siyasi üstünlüğü; adalette ahlaki muzafferiyeti temsil eder.’’ (Simeon Luce)
Biz millet olarak savaş alanlarında muzafferiyetler kazandık ve bu günlere gelebildik. Ancak adalette ve birbirimize hakkı tavsiye noktasında iyi bir imtihan veremedik. Ve millet olarak yaşadığımız tüm sıkıntılar ahlakı ve adaleti hakkıyla başımıza taç etmediğimizdendir.
Kalın sağlıcakla….