HABER AFŞİN BEY
HABER AFŞİN BEY
AFŞİN FLAŞ HABER MERKEZİ HABER SİTESİ

HACI BAYRAM GÖREN YAZDI

 

VATANIMIZDA UHULET VE SUHULET!
Bir memlekette adamların sayısı ne kadar çok ise kalite ve nitelik te o kadar çeşitlidir. Kemal i hikmetle Cenab ı Allah ta o memleketin işini rast getirir. Ancak bir memlekette uhulet ve suhulet yoksa, insanları birbirini parçalayacak şekilde ayrışmış, ayrıştırılmış ise o memleket zaten kendi insanı tarafından parçalanmış demektir. Vücut nasıl bazı azalarını reddederse o memleket insanı da birbirini reddeder, aşağılar ve dışlarsa toplum nasıl ayakta kalacak ve tecavüzlere karşı kendini nasıl koruyacaktır..Uhulet: Sessizce ve sakince anlamına gelir.
Suhulet: Kelime anlamı olarak kolaylık, yumuşaklık, naziklik, anlayış, tolerans gibi anlamlara gelmektedir. Biraz manayı açacak olur isek, anlayış, hoşgörü, engin düşünce, mütevazilik, düşünce ve yaşamda olgunluk da diyebiliriz. Eskiler kısaca adamlık demişler o halde bizde adamlık diye tarif edelim.
‘’Sɑhipsiz olɑn vɑtɑnın bɑtmɑsı hɑktır
Sen sɑhip olursɑn, bu vɑtɑn bɑtmɑyɑcɑktır.’’ M.AKİF ERSOY

Bir memlekette adamların sayısı ne kadar çok ise kalite ve nitelik te o kadar çeşitlidir. Kemal i hikmetle Cenab ı Allah ta o memleketin işini rast getirir. Ancak bir memlekette uhulet ve suhulet yoksa, insanları birbirini parçalayacak şekilde ayrışmış, ayrıştırılmış ise o memleket zaten kendi insanı tarafından parçalanmış demektir. Vücut nasıl bazı azalarını reddederse o memleket insanı da birbirini reddeder, aşağılar ve dışlarsa toplum nasıl ayakta kalacak ve tecavüzlere karşı kendini nasıl koruyacaktır..
Pekela, vatanın evlatları ve yöneticileri uhulet ve suhuletle hareket etse, engin hoşgörü ve toleransla birbirini kucaklasalar, birbirlerine karşı samimi olsalar, birbirlerini sevseler bu ülke ne bölünür ne de parçalanır. Ve bunu düşünmeğe dahi kimse cesaret edemez. Atalarımız kurtuluş savaşını milli birlik ve beraberlik çerçevesinde türküyle, kürdüyle, çerkeziyle hep beraber gerçekleştirmedi mi? Eğer bu kurtuluş savaşını omuz omuza gerçekleştirenlerin evlatlarında bir ayrışma varsa o memleket insanı iyi yönetilmiyor, o memleketin sorumlu kurumları sorumluluklarını yerine getirmiyor demektir.
‘’Vɑtɑnperverlik duygusunu yɑşɑmɑyɑn toplum, tɑrihte yok olmɑyɑ mɑhkûmdur’’ -Gustɑv Le Bon

Eğer bir memleket insanında gerçekten vatanperverlik olsa sanal alemde sosyal paylaşım sitelerinde birbirlerine ve devlet adamlarına ağır hakaretler yapmazlar ve bundan da zevk almazlar. Ama bu rezil davranışı zevk alarak yapıyorlarsa, o memleket insanında kültürel yozlaşma ve bir geriye gidiş söz konusudur. Bu kültürel yozlaşmayı yok etmek eğitimle, ferasetle olacak iştir. Bireyin eğitimi toplumu, toplumun eğitimi büsbütün vatanın kurtuluşu olacaktır.
‘’ Vɑtɑnseverlik; ferɑgɑt işidir, vɑtɑnını seven, vɑzifesini yɑpɑrken beklemez.’’ L. Kossuth
Vatanın evlatları üzerlerine düşen vazifelerini kemal i ciddiyetle yapmalı ve birbirlerine, birileri için hakaretten, ceng i cidalden vazgeçmeli, kendine çeki düzen vermelidir. Aksi halde bu gidişat gidişat değildir. Toplum bu zehiri içinden atmalı bu sarhoşluktan tez zamanda çıkmalıdır. Düşman içimize kadar girmiş bazı şehirlerimiz yangın yerine çevrilmiş iken bizlerin sanal alemde birbirimize ver yansın etmesi, hakaretlerin bini bir para... Bu resimle nereye kadar gidebileceğiz, dümenini kaybetmiş gemi misali hangi kayalıklara çarparak duracağız. Vatan tehlikedeyken, biz birbirimizle kenetlenecek yere sahte zafer sarhoşluğuyla birbirimizi yemekteyiz. Halk olarak, esnaf esnaflığını, polis polisliğini, kürsüdeki hoca hocalığını, siyasetci siyasetciliğini, tüccar tüccarlığını, sanatkar sanatkarlığını hakkıyla yapacak ve vatanımızı iç ve dış düşmanlardan koruyacağız. Biz birbirimizle kenetlenirsek dışarının topu tüfeği ve kahpeliği amacına ulaşamayacak bir karşılık bulamayacaktır. Aksi halde birbirimizle didişerek düşmana kapı aralamaktan ve bilmeden vatana ve evlatlarımıza ihanet etmekten başka bir işe yaramayacağız.
''Metodu oIan topaI, metotsuz koşandan daha çabuk iIerIer.'' Francis Bacon
Güzel ülkemizin üzerinde gezen kara bulutları dağıtma adına, Devletimiz üzerinde iyi çalışılmış, uzun vadeli metodlar geliştirmeli ve bunu safha safha faaliyete geçirmelidir. Özellikle Diyanet teşkilatı ve din adamlarımız toplumdaki birbirine karşı yeşermiş nefret tohumlarını nasıl kurutabilirim diye çalışmalar yapmalı ve siyaset kurumuda toplumu kucaklaştırıcı mesajlar vermelidir. Yoksa, çıt demeden çalıya çıkmanın sonu iyi değildir. Kraldan çok kralcı olmak, diğer insanları ötekileştirmek bir memlekete verilebilecek en büyük zarardır.
Yazıma Namık KEMAL'in bir şiiriyle son verirken: Cenab ı Allahtan bu aziz millete uhulet ve suhulet nasip etmesini, büyük bir feraset ve vatanperverlikle dopdolu, kardeşçe bir yaşam vermesini dua ve niyaz ederim.
Kalın sağlıcakla....

MURABBA
Sıdk ile terk edelim her emeli her hevesi
Kıralım hâil ise azmimize ten kafesi
İnledikçe eleminden vatanın her nefesi
Gelin imdâda diyor bak budur Allah sesi

Bize gayret yakışır merhamet Allah’ındır
Hükm-i âti ne fakîrin ne şehinşâhındır
Dinle feryâdını kim terceme-yi âhındır.
İnledikçe ne diyor bak vatanın her nefesi

Mahv eder kendini bülbül bile hürriyet için
Çekilir mi bu belâ âlem-i pür-mihnet için
Dîn için devlet için can çekişen millet için
Azme hâil mi olurmuş bu çürük ten kafesi

Memleket bitti yine bitmedi hâlâ sen ben
Bize bu hâl ile bizden büyük olmaz düşmen
Dest-i a’dâdayız Allah için ey ehl-i vatan
Yetişir terk edelim gayri hevâ vü hevesi
NAMIK KEMAL

 







TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR!

- “Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. Bir hafta dolunca, adam:

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:“Her kula helâl, Müslüman’a haram!”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…
*Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama. Adam: “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe kadı kızmış: “Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş.Demiş ama bir yandan da merak edermiş:
- “Nedir gerekçen?” diye sormuş. Adam:
- “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış:
- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?” Adam, başı önünde konuşur:
- “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”
- “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?”
- “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…”
- “Eeee!”
- “Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. Bir hafta dolunca, adam:
- “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler.
- “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan:
- “Bitti mi?” demiş adama.
- “Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
- “Şimdi nedir isteğin?”
- “Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler.
Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam” diye gelen-giden yok! Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan koca âlim için:
- “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
- “Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi!”
- “Vah vah! Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
- “Sorma, sorma…”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
- “Eee, ne olacak şimdi? Adam:
- “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
- “Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
- “Hava bile haram, hava bile!” demiş.

           Değerli okurlar, millet olarak bizi biz yapan değerlerden uzaklaştığımızı söylesem yanlış bir iddiada bulunmuş olur muyum?  Merhum Akif, tarih tekerrürden ibarettir diyor ve biz millet olarak hep aynı tecrubelerden geçiyoruz. Bizim tarihi köklerimizde de birbirimizi sevmeme, birbirimize değer vermeme ve birbirimiz hakkında ki yalan ve yanlış isnatlara hemencecik kanıp, nasıl yerdiğimize yukarıdaki hikaye umarım güzel bir örnek teşkil edecektir. Japonlar bile dinlerinin gerçek olmadığını bilmelerine rağmen; milli birliklerinin devamı  için aynı potada buluşabilmek, din ve kültürlerine sımsıkı sarılarak dışarıdan gelebilecek her türlü mukavemete bir set olma adına dirençlerini artırabilmektedirler. Biz ise günlük saçma sapan siyasi mülahazalarla, birbirimizi yiyip bitirebilmekteyiz.

‘’Her türlü aşağılığa sessiz kalanlar ise yaşadıkları sürece tarihin sönük ve aşağılık ölüleri olmaya mahkumdurlar.’’ Ali Şeriati

         Kendimize, birbirimize, kültürümüze, bayrağımıza, devletimize, bağımsızlığımıza, ilim ve bilime ne denli saygılı ve duyarlı olabilirsek, işte  o zaman hani şu meşhur dış güçler var ya işte o zaman o dış güçleri yenebiliriz, yiyebiliriz. Ama öce kendimizi ve birbirimizi sevdiğimiz zaman ve her söylenene inanç sağlamadan önce araştırarak ve söyleyenin samimiyetine bakarak ve ışığa sağımıza ve solumuza aldırmadan hızlı adımlarla koşarak başarabileceğiz. Aksi halde uyutulan milyonlar içerisinde bir kuru yaprak kadar değeri olmayan varlıklar arasında eşsiz yerimizi almış olacağız.

        Hayat çok hızlı ilerliyor ve bu gün kendini güçlü hissedenler ve onların avaneleri bilmiyorlar ki, tarihte ne güçlüler ve onların avaneleri hak ile yeksan oldular. Yunus A.S.’ı  ibret için balık karnında tutan, Mağara arkadaşı olan yedi uyurları 309 yıl bir mağarada uyutan ve Yusuf A.S.’ı bir kuyudan çıkarıp Mısıra sultan eden, Yüce yaratıcımıza hamd ü senalar olsun. Ve bu yüce yaratıcımız tarihte yaşanan ve bir kısmı ibret olsun diye yüce kitabımız Kuran ı Kerimde anlatılan bu hadiselerle bizlere sanırım çok büyük mesajlar vermektedir. Ki bu mesajlarda güçlü ve haksızın değil hakkın ve haklının yanında olmamız istenmektedir. Güçlü ve zalimi, avaneleri ile nasıl çetin bir imtihana maruz bıraktığını ve biz kullarının da  bu hadiselerden dersler çıkararak kendimize bir çeki düzen vermemizi istemektedir. Peygamberler ve ilahi kitaplar hep bu zalimlik ve haksızlıkların bitirilerek, Yaratıcıya yüzümüzü dönmemiz için gönderilmiştir. Yüce dinimiz sadece namaz ve oruçtan ibaret olmayıp, muamelelerimizi ve düşünce ufkumuzu da irdeleyen ve inceleyen ve neticesinde bizleri mutlu ahret hayatına hazırlayan gerçek bir dindir. Ama sadece namaz ve oruç değil, aynı zamanda haksızlıklara karşı bir haykırış, kimsesizlere sahip çıkma ve mazlumun yanında olma gibi erdemlerle olacak bir iştir. Yoksa çevremizde olup bitenlere karşı duyarsız kalarak, Allahın bizlere bahşettiği aklın ve beynin hakkını nasıl verebileceğiz.

‘’Kılıç, zaferleri; zeka siyasi üstünlüğü; adalette ahlaki muzafferiyeti temsil eder.’’ (Simeon Luce)

       Biz millet olarak savaş alanlarında muzafferiyetler kazandık ve bu günlere gelebildik. Ancak adalette ve birbirimize hakkı tavsiye noktasında iyi bir imtihan veremedik. Ve millet olarak yaşadığımız tüm sıkıntılar ahlakı ve adaleti hakkıyla başımıza taç etmediğimizdendir.

       Kalın sağlıcakla….

 
HABER AFŞİN BEY Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol