HABER AFŞİN BEY
HABER AFŞİN BEY
AFŞİN FLAŞ HABER MERKEZİ HABER SİTESİ

AFŞİN (EFSUS ARABİUS YARPUZ)İLÇESİ

 
PROF.DR.FARUK SÜMER



AFŞİN'İN TARİHİ HAKKINDA UMUMÎ BİLGİLER.
Afşin, bilindiği üzere, Kahramanmaraş ilimize bağlı bir ilçe merkezidir. Denizden 1000 metrenin çok üstünde yüksekliklere sahip bir ova üzerinde bulunur (şehrin yüksekliği 1240 metredir). Bu ova oldukça geniş olup dört taraftan dağlar ile çevrilidirjbu, Ceyhan, Hurman, Söğütlü, Göksün vesaire gibi ırmak ve çaylar ile sulanan verimli bitek bir ovadır. Bu sebeple ovada görülen sayısı hiç de az olmayan höyükler, yıkmtılar ve onlardan Kara Höyük gibi, bazılarında yapılan araştırmalar, beklenildiği gibi, eski zamanlardan beri Afşin^Elbistan ovasıran yoğun bir iskân sahası olduğunu ortaya koymuştur. Bu yârenin eski çağ ile orta çağın ilk yarısında, en büyük şehri ve merkezi Afşin idi. Hunu ve Tanır'ın da işaret edilen zamanda yörenin nüfusları çok ve mamur kasabaları oldukları anlaşılıyor. Afşin daha önce. üç isimle anılmıştır: 1- Arabissos: Şehrin en eski adı budur, bu ad daha çok Bizans kaynaklarında geçer. Eseri 1282 yılında sona eren Selçuklu tarihçisi İbni Bibi'de de aynı adın görülmesi, şehrin bu adım da Selçuklu devrinde koruduğunu gösteril
7 2- Efsûs (Efsus): İslâm kaynaklarmda Afşin, çoklukla veya pek az istisna ile bu adla anılır. Bunun Süryanîler tarafından söylenilen $ekli olup onlardan Araplar'a geçtiği tahmin edilmektedir. 3- Yarpuz: Bu da Türkler'in şehre verdikleri isimdir. Bu verilme XIV, yüz yılda daha kuvvetli ihtimâl ile XV. yüz yılda olabilir. Yarpuz Türkçe bir kelime olup Kaşgarii Mahmud' un XI. yüz yılda yazdığı eserinde geçer. Yarpuz, "güzel kokulu bir ot, kır nanesi" şeklinde manalandmlmıştır. Efsûs ve Yarpuz' un Arabissos ile ilgili olduğu açıktır. Yani Arabissos'u Türkler Yarpuz yaparak Türkçeleştirmişlerdir. Yarpuz'un 6 km güneyinde Telafşun köyü vardır. Muhterem Hocam büyük âlimimiz Merhum Ord. Prof. M.H. Yınanç, bu Telafşun'un adını, Anadolu'nun bir Türk yurdu haline getirilmesinde hizmeti geçen Sultan Alparslan devrinin değerli, kumandanlanndan Afşin Bey'den aldığı görüşünde idi. Bu sebeple bu güzel toprakların evladı ve bu güler yüzlü insanların kardeşi olan Hocamız ile yine o devrin hamiyetli millet vekillerinden sayın Hasan Reşid Tankut Bey'in tavsiyeleri üzerine. Belediye Meclisi kararı ile 1944 yıhnda şehre Afşin adı verilmiştir. Afşin-Elbistan ovasında eski zamanlardan beri her bakımdan önemli dört yerleşim merkezi vardı: Afşin { = Arabissos = Efsûs = Yarpuz), Elbistan ( = Plasta), Hurman ( = Aromane = Rumman) ve Arıtaş^( = Hunu=Honion.)Dinî bakımdan önemli olan şehir, Afşin'di Antakya piskoposlarından Eudoxios ile İmparator Maurice'in ( ) Afşin'de dogmaları ve Aziz Krisostornos'un orada yaşaması şehrin ehemmiyetini açıkça ortaya koyar. Mauriee tarafından idare edildiği zamanda Afşin, en parlak devrini yaşamıştır. Fakat yılında vuku bulan kor-
8 kunç yer sarsıntısı gelire telâfisi imkfınsız zararlar vermişti. Halife Hz. Ömer devrinde Arablar'm lıücumuna uğrayan Afîjin'in bir ören haline geldiği bildiriliyor. Fakal bu felâketlere rağmen Afşin varlığını sürdürdüğü gibi, uzun asırlar yörenin merkezi olmak vasfını da korumuşiur. Bununla beraber cehrin asıl talihsizliği Müslümanlar'ca Ona Anadolu'ya yajnlan sel'erlerinyolu üzerinde bulunması idi. O zamanlar Al'^in yöresine gitmek için en sık kullanılan yol Hades (şimdiki Pazaıcılc'a hağh Göynük köyü)'ıcıı pek sarp dağlarm içinden gidilip Afşin'e yakın yerdeki Akça Derbcnd (şimdiki Derbent köyünün bulunduğu ycr)geçilerek ovaya ulaşılan yol idi. Yol bu vasfını Osmanlı dev rinc kadar devam eilirmiş ve bu devirden ilibaren ordular ve hatla büyük kcrvanlarca kullanılmaz olmuştur. 779 veya /80 yılında Abbasî halîfesi el Mehdî'nin Efsûs yani Afşin yöresine gelerek şehre yakın bir yerde karargâh kurduğu görülüyor. Bu münasebetle şehrin, o zaman Yakubî mezhebine bağh piskoposluklardan birinin merkezi olduğunu öğreniyoruz. Bu husus Afşin bölgesindeki halktan mühim bir kısmının o zamanla'- Süryanî asılh olduğunu gösteriyor. Halife, El Mehdî Afşin-Elbisian UV^MHI pek sevmiş ve lıatuı burada kenüı adını laşıyan bir şehir kurmayı arzu eimişli Müslümanlar fırsai buldukça Afşin=Elbistan ovasına akınlaryapiılar ve Kayseri gibi daha kuzeyde bölgelere yapılan seferlerde de huıadaıı geçıiler. El-Mehdî'nin oğlu Harun tîr-reşîd zamamnda ünlü Kumandanlardan Abdurrahman b. Abdüi-Melik'in Efsûs'a bir akın.düzenlediği kaynaklarda anlatılır, Adı geçen halifenin oğul ve torunları zamanında da bir çok İslâm ordusu Efsûs yöresine akınlarda bulundular. Mamafih bu seferlerden bir kısmı da Malalya yolundan (yani Malatya-Arka-Vâdiyü'l-Hicâre- Vâdiyü'l-Bakar konaklarından geçilerek) yapılıyordu. X. Yüz yıhn birinci yarısında Abbasî İmparatorluğu iyice parçalannuş, Irak'ta bile kuvvetini hissetliremeyecek bir duruma düşmüştü. Bizans bundan faydalanarak karşı taarruza geçti 5
9 ve bir çok yöreleri ülkesine katmaya muvarrak oldu. Bizans'a karşı, kuzey Suriye ve Cezîre'nin (kuzey Irak ve bazı güney Anadolu yöreleri) hâkimleri olan Hamdanî hükümdarları karşı koymaya çalıştılar. Bu cümleden adı geçen hanedanın en büyük hükümdarı olan Seyfü'd- Devle, Bizanslılar'ın 'te Maraş'tan sonra Antakya önlerine kadar yaptıkları bir akının öcünü almak için 946 yıhnda Y^ıkarı Ceyhan havzasına girerek Es-Safsaf ve Arabissos (Efsûs)'ı yağmaladı. Buradaki Es-Safsaf söğüt demek olup bu adda bir kasaba veya bir köy muhtemel olarak Söğütlü Çayı'mn kıyısında bulunmakta idi. Seyfü'd- Devle'nin en ünlü ve muktedir kumandanlarından birinin Türk Yemek olduğunu biliyoruz. Bu Türk kumandanının Kimek elinin Yemek boyundan olduğu için böyle anılmış olması pek muhtemeldir (ölümü:951-2). Bizanslılar 948-9'da Hades'i (Göynük) alıp surları yıktılar. Maraş da onların eline geçmiş, Seyfü'd-[}evle şehri geri almaya muvaffak olamamıştı. Bu cesur ve gayretli Hükümdar'ın 950'de Afşin yöresine yaptığı sefer d e felâket ile sonuçlanmış ve bu yüzden bu sefere "gazvetü'l-musîbe" ? felâketli akın) denilmiştir. Gerçekten, sefer dönüşünde Afşin- Göynük arasındaki bölgede Bizanslılar'ın pusu.suna düşen Hamdanî hükümdarı 5000 şehit, 3000 tutsak vererek ordusunun hemen hepsini kaybetti ve tek başına denilebilecek bir durumda Haleb'e döndü. Fakat Seyfü'd-Devle bu büyük felâket karşısında asla yılgınlığa düşmedi, 95 l'de topladığı yeni askerle Arabissos'a yani Afşin'e geldi; karşısında kişilik bir Bizans ordusunun mevki alması ve kışın da yaklaşması üzerine Diyarbakır'a hareket etti; oradan Haleb'e ulaştı. Bu gayretli Emir, 953'de Maraş civarında, ertesi yıl da Hades ? Göynük) yakınındaki Uhaydib dağında parlak zaferler kazandı. Zafer sonucunda, bir çok Bizans kumandanı tutsak alınmış ve zengin bir ganimet ele geçirilmişti. Fakat Seyfü'd-Devle, kuvveti kâfi gelmediği için, fazla dayanamadı. 967 yılındaki Seyfü'd-Devle'nin vefatı Bizanslılar'ın işlerini kolaylaştırdı. Başarılarını sürdürüp sınırlarını doğuda Anı'ya, güneyde Lazkiye'ye kadar götürmüştü.
Yazının devamı gelecek.
Mustafa Hamiş
Gazeteci şair



 
 
HABER AFŞİN BEY Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol