ACEM KIZI
AŞIK HÜSEYİN.
Acem Kızı Türküsünün hikayesini hem de Erçene Köyümüzden olan Merhum Aşık Hüseyin'i birazcık araştırdık. Hem Acem Kızı Türküsünü dinleyelim hem de bu konu üzerinde ciddi bir araştırma yapıp tez hazırlayan Prof. Dr. Erman ARTUN'dan Aşık Hüseyin'i okuyalım.
Âşık Hüseyin Araştırmalarına Katkılar 1
-Âşık Hüseyin'den Güzellere Hikayeli Türküler-
Prof. Dr. Erman ARTUN
Âşık Hüseyin Hakkında Birkaç Söz
Âşık Hüseyin'in yaşamı ve şiirleri hakkında yıllarca farklı bilgiler
yayınlandı. Âşık Hüseyin'in nereli olduğuna ait bilgiler net değildi. Bu yanlış
bilgiler âşığın şiirlerinin karışmış olmasından ve kaynak kişinin eksik
bilgilendirmesinden kaynaklanmıştır.
Son yıllarda yapılan çalışmalardan sonra Âşık Hüseyin
Tenecioğlu'nun aslen Kahramanmaraş ilinin Afşin ilçesi Erçene köyünden olduğu
anlaşıldı. Âşık Hüseyin sazı sözü dinlenir bir âşıktı. Askerliği bitirdikten sonra
köyüne gitmedi. Merkezi Cebelibereket ile Bahçe ilçesinin çevresi olmak üzere
Gavurdağları'nda köy köy gezerek, olaylara göre türkü yakarak ömrünü geçirdi.
Âşık Hüseyin gezer âşıktır. Gavurdağları'nda Çukurova'da gezerek, görerek,
duyarak söylemiştir. Amanos dağları ve Gavurdağları'ndaki köy ve aşiretleri gezen
Âşık Hüseyin'in türküleri yaygın olarak söylenmektedir. Âşık Hüseyin'in hayatı
daha çok Osmaniye-Gaziantep-Kahramanmaraş üçgeninde geçmiştir (Erkoçak,
1982:20-23).
Âşık Hüseyin gençliğinde Çukurova’ya yani Kadirli’nin köylerine yerleşir
ve bu yörede kalır. Bir daha da memleketine dönmez. Âşık Hüseyin’in 19.
yüzyılda doğduğunu, 1950’li yıllarda Çukurova’dan tekrar köyü Erçene’ye göçüp
gittiğini söylerler. Âşık Hüseyin, genellikle yaşadığı çevrede tanınmış kişilerin
ölümüne ağıtlar, hoşuna giden güzelleri överek âşıklığını sürdürmüştür (Erkoçak,
1982:20-23).
Doğan Kaya, "Âşık Hüseyin'in XIX. yüzyılda yaşamış muhtemelen 1930
yılında 80-90 yaşlarında vefat etmiş, gezgin bir âşıktır" diyor (Kaya, 2001: 411-
432).
Âşık Hüseyin'le ilgili çeşitli kaynaklarda birbirini tamamlayan bilgilere
rastlıyoruz (Artun, 1996: 28-31-54; Karaburç, 2007: 47-55; Davutluoğlu, 1982:
25-26; Erkoçak,1982:20-23; Kaya, 2001: 411-432).
Âşık Hüseyin'in Güzellere Türküleri
Türkü kavramının tanımıyla ilgili kaynaklarda birbirini tamamlar nitelikte
bilgilere rastlıyoruz (Türkçe Sözlük, 2005: 2021- Dizdaroğlu, 1969: 102- Sami,
1987: 400- Köprülü: 2003: 236- Kudret, 1980: 295).
Sözlü folklor ezgilerinin her çeşidi için en çok kullanılan terim türküdür.
Türkü söylemek ruhî bir ihtiyaç olduğundan yeryüzündeki her halk türkü söyler.
Türkü, Türk halkının ortaklaşa yarattığı sözlü ve ezgili ürünlerdir (Özbek, 1981:
63).
*Çukurova Ün. Fen-Ed. Fak. Türk Dili ve Ed. Böl. Öğr.Üyesi.
ADANA
1Türkülerin konuları çok değişiktir. Aşk duyguları, günlük olaylardan
etkilenmeler, savaşlardaki kahramanlıklar en güzel ve en coşkun olarak türkü
biçimiyle anlatılabilmektedir. Halk arasında heyecan uyandıran her olaya bir türkü
yakılır. Bunlar bestelenir ve türlü yollardan yurdun her köşesine yayılır.
Türküler genellikle bir olay, bir arzu ve bir heyecan üzerine doğarlar.
Başlangıçta sahibi belli ürünlerdir. Ancak zamanla, türkünün asıl sahipleri
unutulur ve sonraki kuşaklar tarafından halkın dilinde dolaşa dolaşa farklı
coğrafyalara yayılır. Türküler, böylelikle anonimleşir. Önceleri yerel kimlik
gösteren türküler, zamanla ulusal kimliğe bürünürler. Türkülerin
anonimleşmesinde, daha ziyade göçler, kervanlar, askerî sevkler, gurbete iş için
gidişler, gezgin âşıkların faaliyetleri, yakın zamanlarda ise basın ve yayın
organları rol oynar (Kaya, 1999: 132).
Türküler iki kaynaktan beslenirler. Asıl türküler, yakıcıları belli
olmayanlardır. Bunlar başlangıçta bir olay üzerine yakılırlar. Bu olay, milleti
ilgilendirecek kadar büyük olabileceği gibi, dar çevrelerde görülen cinsten de
olabilir. Aşk, gurbet, ölüm, kahramanlık, fetih, seferberlik, tabiî afetler, oymak
kavgaları, eşkıya baskınları, bir kalenin düşmesi, bir vatan parçasının elden
çıkması gibi sosyal olaylarla; sevda, talihe kızma, şansa küsme gibi duygular
türkülerin doğuş şartlarını hazırlayan nedenlerin başında gelir. Bu olaylardan
birini yaşayan veya bu duygulardan birini taşıyan sanatçı kişinin bu halk şiiriyle
ve ezgi eşliğinde ifade etmesi türküyü meydana getirir. Zamanla türküyü yakan
sanatçının adı, türkünün topluma ters düşen söz ve ezgi bölümleri gibi kişisel izler
silinir. Böylece belli bir kişinin malı olan türkü, bir süre sonra toplumun malı
olarak anonim halk edebiyatı ürünü karakterine bürünür. Türkülerde halkın
işlenmemiş sanat gücünü, sanat yeteneğini ve millî sanata ait konuları bulabiliriz.
Bunlarda dile getirilen olayları tam olarak öğrenmek için türkünün metnini
tamamlayacak “hikâye”sini de bilmek gerektir (Albayrak, 1998: 447-448).
Türküler konuları bakımından oldukça çeşitlilik gösteren edebi ürünlerdir.
Halkın, türkülerle coşkusunu, sevincini, mutluluğunu yansıtması ne kadar tabii ise,
acısını, üzüntüsünü ve ıstırabını da yansıtması o kadar tabiidir. Dolayısıyla ağıt
olarak karşımıza çıkan lirizm yüklü bu hüzün dolu parçalar, aynı zamanda türkü
niteliğinde olan eserlerdir. Ölümün yanında, ağıt karakteri taşıyan kına gecesi,
gelin uğurlama ve asker türkülerinin ortak tarafı, hepsinin de ayrılık acısıyla
ortaya konulmuş olmalarıdır. Öyle ki, bu acıklı türkülerin, diğer türküler içindeki
oranı fazla sayıdadır (Kaya, 1999: 312).
Âşık Türküleri
Âşıkların yaktıkları türküler önemli yekun tutmaktadır. Bir bölümü
anonimleşmiş bir bölümü günümüze gelmiştir. Âşık Hüseyin'in türküleri de aslı
korunarak günümüze gelmiştir.
Türkülerin oluşmasında ve yayılmasında âşıkların büyük emekleri vardır.
Sosyal bir varlık olarak yaşayan âşık, toplumda gördüğünü, işittiğini, yaşadığını
sanat kabiliyeti ölçüsünde sazı eşliğinde dile getirir ve topluma aktarır (Albayrak,
1998: 447).
2Âşık Hüseyin ve Acem Kızı Türküsü
Âşık Hüseyin'in Acem Kızı Türküsü ile ilgili çeşitli kaynaklarda birbirini
tamamlayan bilgilere rastlıyoruz (Artun, 1996: 28-31-54; Karaburç, 2007: 47-55;
Erkoçak,1982:20-23; Kaya, 2001: 411-432 ; Âşık Feymani; Âşık İmami; Osman
Gökçe).
Sazı ve sözü güçlü bir âşık olan Âşık Abdal Hüseyin’in önemli eserleri
vardır. Neşet Ertaş’ın meşhur ettiği “Acem Kızı” adlı türkü Âşık Hüseyin’e aittir.
Âşık Hüseyin bu türküyü Adana’da sahnedeyken görüp âşık olduğu güzel bir
Acem Kızı için doğaçlama söylemiştir (Âşık İmami).
Âşığın Acem Kızı türküsü Türkiye'ye yayılmış, ancak çeşitli âşıklara mal
edilmiştir. Doğan Kaya araştırmasından parçanın TRT repertuarına kaydı
hakkında bilgi ediniyoruz: "Parçanın adı: Acem Kızı (Repertuar no: 1396, Yöre:
Kırşehir, Kimden alındığı: Çekiç Ali, Derleyen: Osman Özdenkçi)" olarak parça
iki dörtlük olarak kayıtlı asıl sahibi belirtilmemiş. Araştırmalarımız sırasında pek
çok dizesi bu şiirle ortaklık arz eden ve iki âşık tarafından ortaya konulmuş iki
varyant daha tespit ettik; Sarıkamışlı Âşık Cananî ve Elbistanlı Hüseyin Şiirlerin
ikisi de altı dörtlüktür. Ancak Cananî’nin şiiri Emir Kalkan tarafından TRT
repertuarındaki dörtlük de dahil edilmek suretiyle yedi dörtlüğe çıkartılmıştır."
(Kaya, 2001: 411-432).
Doğan Kaya: "Cananî 1917’de doğmuş ve 1980 yılında İzmir’e
taşınmıştır. Halen yaşadığı bilinmemektedir. Söz konusu şiirlerde tevarüt
diyebileceğimiz müşterek dörtlükler var. Şiir bizim kanaatimize göre Hüseyin’e
aittir. Muhtemelen Cananî, bir vesile ile duyduğu bu şiiri üzerinde bazı
değişiklikler yaparak kendisine mal etmiştir. Gerek kafiyelerdeki uyum gerekse
sözlerin doğruluğu açısından Hüseyin’in şiiri daha sağlam bir metindir. Meseleye
şiirin konusu ve yöresel dili açısından baktığımızda da aynı kanaate sahip oluruz"
(Kaya, 2001: 411-432) .
Osman Gökçe sitesinde ( http://www. Osman Gökçe. com. ) Acem kızı
türküsüyle ilgili şu bilgileri veriyor: "Âşık Hüseyin'in hiç adı geçmiyor. İç
Anadolu, Kırşehir, Neşet Ertaş ve Çekiç Ali adları öne çıkıyor. Ben de belki işe
yarar diye, kayda geçsin diye Afşin ilçesi Erçene köyünden Âşık Hüseyin'e ait
olduğu öyküsü ile birlikte derledim, yazılı olarak elimdedir.
Osman Gökçe Acem Kızı türküsünün öyküsünü şöyle anlatıyor:
"Âşık Hüseyin, yörenin bir çok yoksulu gibi kışın Çukurova'ya çalışmaya
gider. Akşam üzeri bir amele kahvesinde yalnız başına garip garip otururken karşı
masada bir grup amele kendi aralarında bir kızdan söz ederler ve biraz sonra da o
kızı görmeye gideceklerini söylerler. Çaylar içilip karşı masadaki ameleler güle
oynaya ve şakalaşarak yola koyulunca Âşık Hüseyin de onları izler. Yolun
sonunda bir saza (pavyon) ulaşılır. Öbürleri girer, Aşık da arkalarından girer içeri.
Biraz sonra sahneye Âşık'ın aklını alan ve Acem Kızı diye takdim edilen sanatçı
kız çıkar. Türkü bu kıza söylenmiştir" ( http:// www. Osman Gökçe. com.).
3Âşık Hüseyin ve Acem Kızı Türküsü (Âşık Feymâni Anlatması)
"Acem Kızı Türküsü"nü en derli toplu Âşık Feymani'nin anlatması olduğu
için araştırmamıza ondan derlenen şeklini aldık. "
Eskiden Kadirli’nin varlıklı insanları eğlenmek için vilayetleri Adana’ya
değil de, Adana’dan daha hareketli ve şen olan Ceyhan’a giderlerdi. Kadirliler
ürünlerini bile Ceyhan’da satarlar ve ihtiyaçlarını da Ceyhan’dan temin ederlerdi.
Kadirliler Ceyhan’a giderken Ceyhan Nehri’ni “gemi” dedikleri, ağaçtan yapılmış
sal ile geçerlerdi. Kadirli’nin zengin ve ağaları Ceyhan’daki pavyonlarda eğlenir,
han denilen, üstü otel, altı da atların ahırı olan büyük binalarda kalırlardı.
Bir gün yine Ceyhan’a gittiklerinde, Ceyhan Irmağı kenarında bir
pavyonda bir tiyaturanın (şimdiki pavyonlardaki dans ve eğlencenin adı) olduğunu
ve bu tiyaturada Acem Kızı adında dans eden bir zennenin bulunduğunu
öğrenirler. Kadirli’nin zengin ve ağaları başka bir gün yanlarına Âşık Hüseyin’i de
alıp Ceyhan’a Acem Kızı’nı seyretmeye giderler. Tiyatura başlar, Kadirlililer
tiyaturanın ön tarafına Âşık Hüseyin’le oturuyorlar. Acem Kızı parmaklarında
zillerle, hem şarkı söylüyor hem de dans ediyor. Bu durumdan hem Kadirlililer
hem de Âşık Hüseyin çok etkileniyorlar. Kadirlililer tiyatura yani pavyon
sahibinden izin alarak Âşık Hüseyin’in Acem Kızı’na bir türkü söylemesini
istiyorlar. Durumu Acem Kızı’na da söylüyorlar. Acem kızı da buna razı oluyor ve
Âşık Hüseyin’in karşısına geçiyor. Âşık Hüseyin sazını eline alıyor ve bakalım
Acem Kızı’na ne söylüyor:
Çırpınıp da şanoya da çıkınca
Eğlen şanoda da kal Acem Kızı
Uğrun uğrun kaş altından bakınca
Can telef ediyon bil Acem Kızı
Gözlerin olmuştur zemzem dolabı
Kaşın eder Beyrut ile Halep'i
Kıvrılmış saçların sırma kelebi
Gün vurdukça parlar tel Acem Kızı
Amerika kurban çatık kaşına
Avrupa, Belçika düşmüş peşine
İngiliz, Fransız köle döşüne
Bir de Alman kurban bil Acem Kızı
Seni gören âşık neylesin canı
Yumdukça gözünden döker mercanı
Burnu fındık ağzı kahve fincanı
Şeker mi şerbet mi dil Acem Kızı
Seni gördüm yüreciğim sızılar
Ak gerdanda dizim dizim gaziler
Çark elinden çıkma gibi pazılar
Altın burma takmış kol Acem Kızı
Canım kurban olsun ikrar güdene
Belin ince, boyun benzer fidana
Ateşine yanmış Tarsus, Adana
Nasıl zil vuruyor el Acem Kızı
4Şahin gibi yükseğinde düneği
Avrupa’dan gelmiş cansız bineği
Berber aynasından duru yanağı
Akıyor dudaktan bal Acem Kızı
Kaşlar arasında Zühre yıldızı
Seni görenlere düşer bir sızı
Gerdan beder beder, dudak kırmızı
Açılmış yanakta gül Acem Kızı
Âşık Hüseyin’im söyler söz olur
Çok sallanma güzel sana göz olur
Mısır’ı Bağdat’ı versem az olur
Ara menendini bul Acem Kızı
Türküden sonra Acem Kızı dans etmeye başlar, başlar ama Acem Kızı’nın
aşkı Âşık Hüseyin’in içine, Âşık Hüseyin’in aşkı da Acem Kızı’nın içine kor gibi
düşer. Kadirli’nin ağaları, Âşık Hüseyin’i de yanlarına alıp Kadirli’ye dönerler.
Âşık Hüseyin, Acem Kızı’nın aşkıyla yanar tutuşur. Ver elini Ceyhan der ve bir
gün yola düşer. İki üç gün sonra Ceyhan’a varır. Acem Kızı’nı bulur, konuşup
tekrar anlaşırlar. Acem Kızı Âşık Hüseyin’i yanından ayırmaz. Âşık Hüseyin’in
karısı Kadirli’de çocuklarıyla kalakalır. Günleri haftalar böyle geçerken Adana’nın
tanınmış ağalarının birinin oğlu da o sırada meşhur Acem Kızı’nı duyar ve
Ceyhan’a gelir. Burada Acem Kızı’na âşık olur. Pavyon sahibine büyük paralar
vererek Acem Kızı’nı alır ve Adana’ya gidecekken Âşık Hüseyin’in haberi olur.
Âşık Hüseyin Acem Kızı’nın olduğu yere koşar, bu sırada ağanın oğluyla Acem
Kızı arabayla hareket etmek üzeredir. Âşık Hüseyin durumu anlar, olduğu yere
oturur. İşte o zaman Âşık Hüseyin sazını eline alır, ağlayı ağlayı giden Acem
Kızı’na yaşlı gözleriyle bakalım ne söyler:
Dayanamam gayrı ben bu hasrete
Ya beni de götür ya sen de gitme
Ateş-i aşkına yakma çıramı
Ya beni de götür ya sen de gitme
Ahtı amanımız vardı seninle
Gönül mü eğledin yoksa benimle
Kavli kasem eylemiştik yeminle
Ya beni de götür ya sen de gitme
Sen gidersen kendim berdar ederim
Bülbül gül dalına konmaz niderim
Elif kaddim büker keman ederim
Ya beni de götür ya sen de gitme
Aşk-ı muhabbetle düştük dillere
Bu hasretlik beni salar çöllere
Bırakıp da gitme gurbet ellere
Ya beni de götür ya sen de gitme
5Yâr sineme vurdun kızgın dağları
Viran koydun mor sümbüllü bağları
Hüseyin’im geçiyor gençlik çağları
Ya beni de götür ya sen de gitme
Âşık Hüseyin daha sonraları Acem Kızı’nın Adana’ya gittiğini öğrenir.
Zaten Acem Kızı da Âşık Hüseyin’in fakir olduğunu öğrenince nazlanmadan
gider. Âşık Hüseyin yine yollara düşer. Adana’ya varır; fakat Acem Kızı’nın
olduğu yere pek yaklaşamaz. Uzun zaman Adana kahvelerinde saz çalıp türkü
söyler. Bir gün fırsatını bulup Acem Kızı’na yaklaşır. Acem Kızı, Âşık
Hüseyin'den kendisini kaçırmasını ister. Âşık Hüseyin kaçırsa ki nereye
götürecek, hem fakir, hem evli. Âşık Hüseyin Acem Kızı’nı oyalamaya başlar. O
sırada Maraş beylerinden biri Adana’ya gelir, Acem Kızı’nın güzelliğini, şanını,
şöhretini duyar. Acem Kızı’nın olduğu tiyaturaya gider. Acem Kızı ile tanışır, onu
pavyon hayatından kurtarıp hanımı yapacağını söyler. Acem Kızı da o hayattan
bıktığı için Maraş Beyinin teklifini kabul eder. Âşık Hüseyin’den de artık ümidini
kesmiştir. Maraş beyi tiyatura sahibine bolca para verip Acem Kızı’nı götürür.
Âşık Hüseyin tiyaturaya gelir ki ne görsün, Acem Kızı gitmiş. Bunun üzerine alır
sazı eline bakalım ne söyler:
Bilemedim kıymetini kadrini
Hata benim günah benim suç benim
Eliminen içtim aşkın zehrini
Hata benim günah benim suç benim
Kader aramıza çekti bir perde
Yoksulluk düşürdü çaresiz derde
Affetmem kendimi ulu mahşerde
Hata benim günah benim suç benim
Körümüş gözlerim görmedim önü
Boşuna yormuşum eyvah ben beni
Bilirim göremem bir daha seni
Hata benim günah benim suç benim
Hüseyin’i yandırdın yâr ataşlara
Daha sürme çekme kalem kaşlara
Vursam da başımı taştan taşlara
Hata benim günah benim suç benim
beder beder : Domur domur(tomurcuk)
dünek : Tünek
bellur : Billur
Sivaz : Sivas
kelep : İplik yumağı, İplik çilesi
çark evi : Torna dükkanı
Acem Kızı Maraşlı beyle Maraş’a gider, ev hanımı olur, çoluk çocuk
sahibi olur. Daha sonraları bu hanımın çocuklarından biri Maraşlı hemşehrileri
tarafından devletin önemli bir makamına getirilir.
Âşık Hüseyin de bu hasrete dayanamaz, karısının ve çocuklarının yanına
döner. Çevreden utandığı için karısını ve çocuklarını yanına alır, evini yükletir,
6Elbistan’ın Erçene köyüne, elinin aşiretinin içine döner. O köyde evlenen bir
kızının da âşık olduğunu, Kozan’ın Bucak köyünden Âşık Hazım Demirci
anlatırdı.
Âşık Feymani bu türkünün nasıl derlendiği hakkında şu bilgileri veriyor.
"Bu Âşık Hüseyin hikâyesini Kadirli ve Kozan yörelerinin yaşlı insanları
anlatırlardı. Bu hikâyeyi; Kadirli’nin Araplı (Döğenli) köyünden Küçük İbrahim
lakaplı İbrahim Erdoğan’dan, Kozan’ın Bucak köyünden Deli Hazım lakaplı
Hazım Demirci ile Kadirli’nin Çaygeçit köyünden Âşık Ali Gezer’den (Ali
Kocaçiftçi) ilk âşıklık yaptığım 1968 sonbaharında köyleri gezdiğim sıralarda
belledim".
Derleyen: Erman Artun, Ayhan Karakaş Kaynak Kişi: Osman Taşkaya
(Âşık Feymani), 1942, İlkokul, Âşık, Azaplı/Kadirli/Osmaniye
Âşık Hüseyin'in Sarıçam'da Türkmen Kızına Yaktığı
Türkü
Âşık Hüseyin kışın sık sık Çukurova’ya gelir, âşıklık yaparak geçimini
sağlardı. Bir seferin de yine Adana bölgesine gelirken Niğde/Aksaraylı Âşık
Haydar Arslan’ı da yanına alır ve Çukurova’yı gezerler. Adana’da İmamoğlu,
Kozan gibi yerleri gezmek isterler. Mevsim ilkbahardır. Sarıçam muhitine
geldiklerinde Yörük aşiretleri de yaylalara gitmek için yola çıkmışlardır. Yörükler
Sarıçam ormanlarının bir yerinde çadırlarını kurmuşlar, koyunu ve kuzuyu bir
tarafa, develeri de bir tarafa otlatmaya sürmüşler. Bir Yörük kızı da develeri
yularından tutmuş otlatırken Âşık Hüseyin bu Yörük kızına şu türküyü söyler:
Ak deveyi katerlemiş gidiyor
Türkmen kızı bir ormanın içinde
Sırtında bir çocuk deve güdüyor
Türkmen kızı bir ormanın içinde
Niceleri deve çeker buncalar
Her bakışı ciğerimi kancalar
Kucağında çocuğuna nen çalar
Türkmen kızı bir ormanın içinde
Ak gerdanda sıra benler sayılır
Seni gören yiğit düşer bayılır
Sağda deve solda koyun yayılır
Türkmen kızı bir ormanın içinde
Durdu yol üstüne beni eğledi
Kement attı kollarımı bağladı
Yahyalı'dan olduğunu söyledi
Türkmen kızı bir ormanın içinde
Çiçeklerle donatmıştır başını
Üç dört günlük ay zannettim kaşını
Uzatır boynunu arar eşini
Türkmen kızı bir ormanın içinde
7Kara çadır düz ovada yüzüyor
Her bakışı ciğerimi eziyor
Ceylanlara yoldaş olmuş geziyor
Türkmen kızı bir ormanın içinde
Hüseyin’im der ki bana mı kasdı
Esen rüzgârlar da zülfüne esti
Kozan’a giderken yolumu kesti
Türkmen kızı bir ormanın içinde
Derleyen: Ayhan Karakaş, kaynak kişi: Osman Taşkaya (Âşık Feymani),
1942, İlkokul, Âşık, Azaplı/Kadirli/Osmaniye
Âşık Hüseyin'le Türkmen Kızı
(Âşık İmâmi Anlatması)
Âşık Abdal Hüseyin’in Acem Kızı hikâyesine benzer bir başka hikâyesi
de şu hikâyedir:
Âşık Abdal Hüseyin sazı elinde köy köy gezerken Halbur Yaylasında bir
söğüt ağacının altında söğüt yaprakları kadar güzel, elleri kınalı, zülfü gerdanına
dökülmüş hamur yoğuran bir genç kız görür. Kızı gören Âşık Abdal Hüseyin
gönlünün ve gözünün yaşını tutamaz, abdallıktan oracıkta vazgeçesi gelir.
Âşık Abdal Hüseyin:
“Ben bu kıza bir kılçık atayım.” der ve kıza seslenir.
Kız da:
“Buyur.” der.
Âşık Abdal Hüseyin:
“Buyurduk.” der.
Kız:
“Ne var? Ne istiyorsun?” deyince
Âşık Abdal Hüseyin:
“Vallahi ben seni rüyamda gördüm, yedi yıldan beri sana badeli âşığım,
seni arıyordum kısmet bugüneymiş, işte seni buldum.” der.
Kız:
“Yahu olur mu böyle şey? Sen deli misin? Divane misin?” der.
Bunun üzerine Âşık Abdal Hüseyin de:
“Beni ister deli ister divane ne olarak kabul edersen et ama ben sana
âşığım, seni arıyordum ve şimdi de buldum.” der.
Kız da:
“Tamam beni buldun da sen kimsin? Nereden gelir nereye gidersin? İn
misin cin misin? der.
8 Âşık Abdal Hüseyin de:
“ Dur ben sana kendimi sazımla tanıtayım.” der ve sözüne başlar:
Yarın el yaylaya göçer
Baş köşede yerimiz var
Yağın balın lafı mı olur
Kovan kovan arımız var
İnekler gelir sağılır
Koyun kuzuya koyulur
Kısırlar ayrı yayılır
Ucu dönmez sürümüz var
Boyu posu, endamı yerinde olan türküsünü hoş bir seda ile söyleyen âşığı
dinleyen kız âşığın söylediklerinden etkilenir ve duygulanır.
Âşık da bu arada sözüne devam eder:
Gır atımız bağlı durur
Gılıç gında zağlı durur
Gırk çiftimiz ayrı döner
Bin gısrak yarımız var
Kız:
“Bu âşık bana yedi yıldan beri âşıkmış ben ne kadar şanslıymışım, sözü
de sazı da çok güzel, ağzı da iyi laflar ediyor .” diye içinden geçirir.
Âşık ise hala sözüne devam etmektedir:
Kerim yüce Mevla'm kerim
Sevdana dutuldu serim
Kalanını yarın derim
Sır içinde sırımız var
Nasip Hüseyin’im nasip
Boyun boyuma münasip
Bizde sarı lira kisip
Sandık sandık sarımız var
Kız aşığa:
“Madem bana âşıksın, bu kadar yakışıklısın, edan sedan da güzel, madem
bu kadar da malın mülkün var gel o zaman beni babamdan istettir. Ben de sana
varayım.” der.
Âşık Abdal Hüseyin:
“Benim seni istettirecek kadar zamanım yok, hemen gelirsen götüreyim.”
der.
9Kız ise:
“Bana yarına kadar izin ver, borumu bohçamı, tasımı tarağımı
toplayayım. Şu köyün alt tarafında bir Alacapınar var, ben su almak bahanesiyle
oraya gelirim. Yarın sen de oraya gel beraber gaçalım.” der.
Âşık Abdal Hüseyin’de: “Tamam.” der ve oradan ayrılır ancak içine bir
dert düşmüştür “Ya bu beyin kız yarın Alacapınar'ın başına gelirse. Ben gezen,
dilenen, toplayan bir abdalım, âşığım.”diye düşünmektedir.
Kız da o gece yatamaz çünkü âşığın aşkı içine düşmüştür. Âşığın
söyledikleri arasında kızı en çok etkileyen de şu dörtlük olmuştur:
Kerim yüce Mevlam kerim
Sevdana dutuldu serim
Kalanını yarın derim
Sır içinde sırrımız var
Kız acaba âşık ne diyecek diye düşünür ve sabahı zor eder. Sabah olur
kuşluk vakti Âşık Abdal Hüseyin de Alacapınar'ın başına gelmiş beklemektedir,
bir müddet sonra da kız gelir. Pınarın başında kızla âşık göz göze gelir.
Kız: “Geldim, hadi gidelim.” der.
Âşık Abdal Hüseyin de: “Geldin amma ben hele biraz bir şeyler deyeyim
de sonra gidelim.” der ve sazını eline alır ve söylemeye başlar:
Aradım da seni buldum
Eğlendim yanında galdım
Akşam dilenmeden geldim
Bir dağarcık unumuz var
Anam elden alır sacı
Ekmek kuru soğan acı
Her lafa inanma bacı
Abdal derler ünümüz var
Anam her gün ekmek yapar
Çocuklar ikişer gapar
Kimi aksak kimi topal
Üç beş tane kürümüz var
Naçar Hüseyin’im naçar
Kara günler gelir geçer
Şamatadan başın göçer
Bir çenesiz garımız var
Kız, gerçeği söylediği için âşığı takdir eder, kendi âşıkla birlikte gidemez
ama gönlü gider.
Derleyen Erman Artun. Kaynak kişi: Âşık İmami
10Âşık Hüseyin ve Benli Döne Hatun
Âşık Hüseyin'in bu hikayeli türküsünü Mehmet Erkoçak'ın, "Unutulmuş
Güney İlleri Âşıkları", incelemesinden aldık (Erkoçak, 1982:20-23).
Âşık Hüseyin bir gün Kahramanmaraş'tan bir arkadaş alarak yola düşer.
Mevsim yaz aylarından biridir. Haruniye taraflarında Hoğdu yaylasına gelirler.
Bakarlar ki her tarafta aydınlı (konar göçer, Yörük) çadırları vardır.
Âşık Hüseyin arkadaşına: Gardaş, şu çadırların birine varalım. İki ekmek
isteyelim, deyip çadırın birine varırlar.
Âşık Hüseyin: "Ev sahibi" diye seslenir.
Çadırdan bir kız: "Buyurun" deyip dışarı çıkar.
Âşık Hüseyin ve arkadaşı: "Bacı bize iki ekmek ver, acıktık" derler.
Kız: "Kuru ekmek yemeyin. Buyurun içeri yemek yapayım, ondan sonra da
yolunuza devam edin" der:
Âşık Hüseyin ve arkadaşı bu teklifi kabul ederler. İçeri geçip otururlar.
Kız bir bulgur pilavı pişirir. Bir sahana yoğurt koyar. Sofrayı serer.
Kız: "Buyurun" diyerek ayakta çadırın orta direğine belini vererek durur.
Zülfünün üzerine bir top nergiz sokmuştur.
Âşık Hüseyin ekmekten bir parça bölerek, pilava lokma vuruyorum diye,
gözü kıza daldığından yanlışlıkla lokmayı yoğurda vurur. Bir de bakar ki, eli
yoğurdun içinde elini sofraya silmeye başlar amma ne çare ki kız bunu görmüştür.
O zaman kız oturur.
Bakalım Âşık Hüseyin'e ne söyler.
Aldı kız:
Oğlan sen de gamlı gamlı oturdun
Yoksa sen de aklını mı yitirdin?
Ye pilavı, eli yoğurda batırdın
Yoksa aklın kalmadı mı başında?
Âşık Hüseyin bunu dinler arkadaşına: Sen yemeğine devam et. Şu kızı bir
deşeyim bakalım.
Bakalım kıza ne cevap verir.
Aldı Âşık Hüseyin:
İpek miydin hangi elde büküldün
Top nergizi sen başına sokundun
Maya gibi kız başıma dikildin
Var mıydı bana buranın kışı
Aldı kız:
Bülbül oldum her bahçede ötmedim
Olura olmaza meyil katmadım
Candan sevdim oğlan garaz etmedim
Hiç bitmiyor bizim buranın kışı
11 Âşık Hüseyin:
Bire güzel ne gelecek elinden
Altın kemer düştü ince belinden
Yad avcılar avladı mı gülünden?
Avcılara avın verdi mi kuşun
Aldı Kız:
Terzilerde dikin diker hümürür
Açıkta meyvayı, hayvan kemirir
Oğlan gülüm taze yeni domurur
Her bir dala konmaz o benim kuşum
Âşık Hüseyin
Varmola dünyada gullara borcun
Kim ola sevdiğin, yarenin harcın
Yıkıldı kalenden, düştü mü burcun?
Ustanın elinden geçti mi taşın
Aldı Kız
On beş yaşadım ben de uslandım
On altı deyince şimdi seslendim
Elmas gibi sandıklarda beslendim
Kudretten dökmedir, benim kaşım
Âşık Hüseyin
Bir söz söyleyim de, kusura bakma
Sen bu sözlerimi hiç garaz bilme
Adlımı bahçenden tüccarlar elma
Müşteriyi çekti mi o senin kaşın
Aldı kız
Adım Benli Döne, ismim nurunan
Bahçem yeşil yaprak sade narınan
Benim işim hakka karşı sırman
Heç kimseler bilmez o benim düşüm
Âşık Hüseyin
Farısın da Hüseyin'im farısın
Seni meth etmeyen diller çürüsün
Gökte melek cennetteki hürüsün
Arasam bulamam kız senin eşin
Deyip keser.
Âşık Hüseyin yemeğini yedikten sonra: "Tuz ekmek helal eyle.
Allahaısmarladık" diyerek ayrılır (Erkoçak, 1982:20-23).
12KAYNAKÇA
Albayrak; Nurettin (1993), “Âşık Maddesi”, İslam Ans., C.1, MEB Yay.,
İstanbul.
…………………… (1998), “Türkü”, TDEA, C.8, Dergah Yay., İstanbul.
Artun, Erman (1996), Günümüzde Adana Âşıklık geleneği ve Âşık
Feymani, Hakan Ofset, Adana.
……………… (2001), Aşıklık Geleneği ve Aşık Edebiyatı, Akçağ Yay.,
Ankara.
Boratav; Pertev Naili (1968), “Âşık Edebiyatı” Türk Dili Dergisi, Türk
Halk Edebiyatı Özel Sayısı, Sayı:207, Aralık, Ankara.
…………………….. (1982), Folklor ve Edebiyat I-II, Adam Yayınları,
İstanbul.
Davutluoğlu, İbrahim (1982, "Aptaloğlu Âşık Hüseyin'in Hayatı ve
Şiirleri" Erciyes Dergisi, yıl:5, sayı:56
Dizdaroğlu; Hikmet (1968), Halk Şiirinde Türler , Ankara
Erkoçak,Mehmet (1982) "Unutulmuş Güney İlleri Âşıkları (Âşık Hüseyin)
yıl:5, sayı: 56
Karaburç, Mehmet (2007) Osmaniye Merkez İlçesinde Âşıklık Geleneği"
OFAD Yayını Osmaniye
Kaya, Doğan (1999), Anonim Türk Halk Şiiri, Akçağ Yayınları, Ankara.
……………..(2000), Âşık Edebiyatı Araştırmaları, Kitapevi Yayınları, İst.
…………… (2001), "Türkülerin Derlenmesinde Kayda geçirilmesinde ve İcra
Edilmelerinde Yapılan Yanlışlıklar" Kayseri ve Yöresi Kültür, Sanat ve Edebiyat
Bilgi Şöleni, Kayseri, 2001, s.411-432.
Köprülü; Fuat (1962), Türk Saz Şairleri, Güven Bas., Ankara.
Kudret, Cevdet (1980), Örneklerle Edebiyat Bilgileri, İnkılap ve Aka
Basım, İstanbul.
Şemseddin; Sami (1901), Kamus-ı Türkî, Dersaadet Matbaası, İstanbul.
Şenel Süleyman (1988), Türk Edebiyatında Ağıt, TDV İslâm
Ansiklopedisi, C.1, TDV Yayınları, İstanbul.
|
||
![]() |
||
|