ŞERAFETTİN ÖZDEMİR YAZDI
Şerafettin Özdemir
Kul ve Elçi Olarak Hazreti Muhammed (sav) !.. Şerafettin Özdemr" Müşriklerin çoğunun, kendilerine kurtulma imkânı geldiği halde iman edememelerinin başlıca nedeni: " Allah bula bula bir insan mı seçip halka elçi gönderdi?" demeleridir. Onlara cevaben de ki: ' Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter! Doğrusu O, kullarının bütün hallerini bilip görmektedir." ( İsra sûresi, âyet 95-96) Diğer bir ayeti kerime de: " De ki: " Allah dilemedikçe, ben ( dahi) kendime ne yarar sağlayabilirim, ne de zararı önleyebilirim. Zira eğer gaybı bilseydim, kendime tüm güzelliklerden daha çok pay ayrılmasını sağlardım, üstelik kötülük de semtime uğrayamazdı. Ne ki ben, inanan insanlar için yalnızca bir uyarıcı ve müjdeciyim." ( A'raf sûresi, âyet 188) Tabii ki, vahyin Allah'a aidiyetinin delillerinden biri bu ayettir. Peygambere talim ettirilen bu itiraf, hakikate bağlılığın, her tür taktik ve stratejik hesabı aşacak kadar hasbi olduğunu gösterir. " De ki: " Elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım. Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, işte o Allah'ı razı eden imanına layık işler yapsın ve Rabbine kulluk ederken hiç kimseyi O'na ortak koşmasın!" ( Kehf sûresi, âyet 110) Ayeti kerimenin yorumu şöyledir: " Onun her insan gibi ölümlü olması, Allah'ın seçilmiş elçisi olma ayrıcalığı ile birlikte düşünülmelidir. Bu takdirde Peygamber'in beşeri varlığının ölümlü, misyonunun ölümsüz olduğu gerçeğiyle karşılaşırız. O ölümsüz misyonu taşıma emaneti ise, âyette " sizin gibi" ile ifade edilen İslâm ümmetinin omuzlarındadır." ( K. Meali, M. İslamoğlu, say. 577) Ayet ve nebevi haberler, Resulullah (sav)'in ( Kul ve Nebi) gerçeğini sürekli vurgular iken, böyle inanılması, böyle olması gerektiğinden ferman buyurur iken, beş vakit namazlarımızda ve sair zamanlarda tahiyyatta" Abduhû ve Resûluhu" diye sürekli okur iken, ne acı ki, böylesi gerçekler, kimi Müslümanları tatmin etmemiş oluyor ki, Peygamber'in " Kul ve Resul" oluşunu saptırmaktadırlar. Halbuki, böylesi abartmalardan, lüzumsuz yüceltmelerden Resulullah (sav) daha hayatta iken rahatsız olmuş, kendisini gören sahabeye " Ben kral falan oğlu değilim, kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum" gerçeğini üstüne basa basa vurgulamıştır. Çünkü; " Resûlullah Muhammed ve diğer üm Resûller olağanüstü varlıklar değildirler. Onlar da her insan gibi birer beşer olup Allah'a kullukta diğer tüm kullarla eşit düzeydedirler. Kur'an, peygamberleri aşırı tazim ve ululama eğiliminin en bariz örneği olarak İsa ( as)'ın takipçilerinin içine düştükleri durumu örnek göstermektedir. Cahilce bir eğilim olan peygamberleri aşırı övmekten sıyrılarak peygamberlerin getirdikleri mesajı ve örneklikleri merkeze oturtan Kur'an'a uyan mü'minlere, Kur'an başka bir öneri sunmaktadır. Onlara, Peygamberleri aşırı övmek ya da onları umursamamak yerine, getirdikleri mesajı dinlemeyi ve onları örnek almayı öğütlemektedir. Diğer Resûller gibi Hz. Muhammed de özellikle kendisinin beşer olduğunu vurgulayarak tebliğe başlamıştır. " ( Ey Peygamber!) De ki: " Ben de yalnızca sizin gibi ölümlü bir insanım. Bana ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahi ediliyor; öyleyse O'na yönelin ve O'ndan af dileyin." ( 41/6) Yemek yiyen, çarşılarda gezen yani insani ihtiyaçlarını gideren " ( Ey Nebi!) Biz senden önce de yemek yiyen, çarşıda pazarda dolaşan insanlar dışında hiçbir peygamber göndermemiştik. Bazılarınızı diğerleriniz için sınama vesilesi kıldık ki, bakalım sabrediyor musunuz? ( Bunu siz öğrenesiniz diye böyle yaptık); yoksa senin Rabbin zaten her şeyi görmektedir." ( 25/20) Ölümün tüm insanları bulduğu gibi Onu da bulacağı (39/30, 21/34) bir beşerdir. Yemek yiyen, çarşıda gezen peygambere tahammülleri yok. " Yine: " Bu nasıl elçi böyle? Yiyip içiyor, çarşıda pazarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilseydi de beraberinde o da uyarıp dursaydı ya! " ( 25/7) ( Nida Dergisi, sayı 185, sayfa 51-52, B. Ş. Erdeğer) Maalesef; normal insan olmayı küçümseyen bir tasavvurun sonucu olarak... Kur'an bu tasavvuru açıkça reddeder. Hz. Resul; bölge insanının bu tasavvurunu yıkmak için mücadele etmiştir. Bir gün Medine döneminde huzuruna çıkartıldığında dizleri heyecandan titreyen bir adama : " NEDEN TİTRİYORSUN! BEN DE SENİN GİBİ KURUTULMUŞ ET YİYEN BİR ANANIN DOĞURDUĞU İNSANIM!" demişti.. Sonuç olarak; Teessürle ifade etmeliyim ki, dün ve bu gün; böylesi çarpık düşünce sahipleri bitmemecesine, tükenmemecesine devam ederek gitmektedir. Bilhassa; günümüz dünyasında, diğer İslam ülkelerinde yaşandığı gibi, ülkemizde de bu olumsuz algılar, önü ve arkası alınmamaktadır. Kimi şeyhler; kendisini öne çıkarmak için, kendi kutsiyetini izhar edebilmek için, Resulullah (sav)'in, idrarını, dışkısını, sakalını, cübbesini, nalinlerini bile ön plana çıkartıp, akabinde kendi rezilliklerini sergilemektedirler. Ellerini öptürmeler, eteklerini ve ayaklarını yalatmalar, Müslümanların midesini bulandırmakta, mevzuyu bilmeyen, anlamayan insanların bin bir çeşit hakaretlerini duymaktadırlar!.. Rabbim!.. Çağın Müslümanlarına akıl, bilinç, idrak ve mantık nasip eylesin!.. Selam ve dua ile..
Yeşil Afşin Gazetesihttp://www.yesilafsin.com/kul-ve-elci-olarak-hazreti-muhammed-sav-makale,568.html
www.yesilafsin.com

NAMAZI DİRİLTMEK, NAMAZLA DİRİLMEK !..

kursadalperen@live.n" ( Resûlüm!!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette ( ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir. ( Ankebût sûresi, âyet 45)
Hakikaten, yüce Kur'ân'ın anlamını düşünenler için, Kur'ân tilaveti, daha önce farkına varılamayan bir çok manaların açığa çıkmasını sağlar; insanı ulvî bir âleme götürür ve yükseltir. Hakkı verilerek eda edilen namazın da, ruhu ulvîleştireceği ve mutlaka kötülükten alıkoyacağı, bu âyette ve bir çok mütevatir hadislerde ısrarlarla belirtilmektedir. İyiliğe sevketmeyen, kötülüklerden alıkoymayan bir namaz ise, İslâm'ın büyükleri tarafından, sırtta taşınan bir vebal olarak nitelendirilmiştir.
İslâm'ın imandan sonra temel yapısı olan namazı " sırtta taşınan bir vebal ." olmaktan nasıl kurtarabiliriz?.. Kendim de dahil, bu günkü toplumu görüyoruz ki, namaz, Müslümanlara bir dinamizm, bir aktivite kazandırmamaktadır. Ş.Hüseyinoğlu kardeşimizin değindiği gibi;
" Günümüzde işlevsizleştirilen, hayattan koparılıp sadece namaz vakitlerinde adeta bir mesai mantığıyla açılıp kapanan, bir çok insanın sadece bayram ve cuma namazlarında uğradıkları, bazıları için ise yalnızca cenaze kaldırma yeri anlamı taşıyan mescid ve camilerimizi görünce ne kadar mahzun, ne kadar kederli olduklarını hissedebiliyoruz.."
Hele de, İl ve İlçelerimizde mahalle camilerimizin öğle, ikindi vakitlerinde yalnız kalmaları, bir iki yaşlı amca ile hocanın namaz kılışı, çoğu zamanda görevlinin bu iki vakitte cemaatsizlikten dolayı camiyi terkedişi, içimizi sızlatmakta, hüzünlendirmektedir.
YAZAR ŞERAFETTİN ÖZDEMİR YAZDI....
HULUSU AKAR PAŞAMIZI KUTLUYORUZ!...
DİYANET; KUŞATILMAK
İSTENMEKTEDİR !..
Kuruluşundan bu yana, ülkemize, milletimize büyük hizmetler veren Diyanet İşleri Başkanlığı'mız; bir kısım hasımları, tarikat çevreleri, 15 Temmuz haini ve çömezleri tarafından zor durumda bırakılmak, kuşatılmak istenmektedir!..
Tüm bunları nereden ve nasıl anlamaktayız?.. Şu günlerde ortama sürülen, yalan yanlış evlilik, nikah bilgilerinden, güzide başkanlarının değişmesinden anlamaktayız..
Yani, Başkanlığın; şimdi mi aklı başına geldi ki, evlenecek, evlenmek isteyen, nikahlanacak kızların, nikahlanma çağından bahsetsin, şu fırtınalı günlerde gündeme taşısın ve algı, anlama ve idrak etme gücü olmayan insanlarımızın zihin ve beyinlerini bulandırmış olsun?.
Hayır!.. Başkanlığın Din İşleri Yüksek Kurulu'nun, bu tür faydasız, sağlıksız, ipe sapa gelmeyen bilgilerle, daha doğrusu uyduruk bilgilerle uğraşacak, meşgul olacak zamanı bulunmamaktadır.
Ama, gelin görün ki, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra, iktidarı, menfaati, çıkarı, " Himmet geliri" elden giden çevreler, her ne kadar ağa babaları ABD'ye kaçmış, tabana kuvvet firar etmiş olsalar da, onların saldırıları kendisi , yurt içinde bulunan çömezleri tarafından iftira atmaları, aynen, bizzat devam etmektedir.
Diğer taraftan, tarikat çevrelerinin de, Başkanlığa hücumları, salvoları, topa tutmaları, rast gele uyduruk fetvalar öne sürmeleri kesintisiz, ara vermeden süre gelmektedir. Niçin ve neden?
Çünkü, gerek 15 Temmuz hainlerinin, gerek tarikat mensuplarının, geçim kaynakları millet söğüşlenerek temin edilmektedir. Bu sebeple, milletin Diyanet İşleri Başkanlığı'na rağbetini, sevgisini, hürmetini ve saygısını dümura uğratmak, inandırıcılığını iflas ettirmek için bu yolu tercih etmiş bulunmaktadırlar!..
Bunun sebebi de, Başkanlığın; ülke genelinde, yurt, yuva, mektep, medrese, Kur'an Kursları, İmam-Hatip Liseleri, İlahiyat Fakülteleri, Haseki Eğitim Merkezi tipi kurslara, okullara yardımcı olmasıdır.
Başkanlığa bağlı binlerce Kur'an Kursu (kız ve erkek); İHL. İlahiyat okullarından mezun olanlara hemencecik görev vermesi, görev alan bu zevatın halka, insanımıza doyurucu Kur'an hizmetlerini sunmasıdır.
Başkanlığın bu etkisini zayıflatmak, sekteye uğratmak maksadı ile, hakkında olmadık düzmeceler, iftiralar, kasıtlı , maksatlı adı fetva olan içeriksiz, Kur'an dışı bilgilerin öne sürülmesidir. Nitekim;
Böylesi, rast gele fetvaları okuyan, duyan insanlarımız bir an için Başkanlığa hücum etmekte, "bu tür çocuk yaşta nikah mes'eleleri de nereden çıktı" diye feveran etmektedirler.
Bir diğer, onların korktukları husus da şudur: 15 Temmuz kalkışmasından sonra, dillendirilen, " Tarikatlara son" " Himmet erbabına son" " Tüm dini oluşumlar kontrol altına alınsın" talep ve istekleridir.
Dolayısıyla, milletin sırtından geçinen, asalak yaşayan tüm sözde dini kuruluşlar; iktidarları, güçleri., etkinlikleri elden gitmiş olursa ne yapacaklardır? İşte, yapacakları menfi tavır, Başkanlığa hücum etmek, yıpratmak, müşkül durumda bırakmaktır!..
Oysa, bu millet, Diyanet'ini bilmekte, tanımakta ve hizmetlerine inanmaktadır!.. Öylesi, üç beş tane tarikat ve himmetçi kuruluşun saldırısı ile, yıpranacak, kapatılacak, zayıflatılacak bir kuruluş değildir..
Klasik ve gelenekçi çevreler, dünde Kur'an ve Sünneti temsil eden kuruluşlara, din adamlarına saldırıda bulunmuşlar, bu günde aynen, bizzat devam ede gelmektedir.
Netice olarak;
Başkanlığın, köklü, asil, temsil etmiş olduğu nokta, bir asırla da yetinilmemektedir. Taa ötelere, daha ötelere gitmek gerekir.. Zembilli Ali Efendilere, Molla Güni'lere, Akşemseddin'lere, Bessuud'lara, Birgivi'lere ve tüm Kur'an Müslümanı ilim adamlarına gitmektedir.
Gelenekçi, atalarcı zihniyet mensupları ne kadar saldırırsa saldırsın, ne tür iftirada bulunursa bulunsun, er geç iftiraları yeniden kendi suratlarına çarpacak, rüzgara karşı tükürmüş oldukları tükürükleri yeniden kendi yüzlerine dönecektir.
Diğer taraftan, "Güneş balçıkla sıvanmaz" kaidesi gereğince, böylesi Donkişot'ların tahta kılıçları, Başkanlığa dokunmayacak, yüz bin bini aşan kitle; hizmetleri ile, çalışmaları ile, bilgileri ile, duruşları ile, tüm saldırı da bulunan soytarılara gerekli dersi vermiş olacaktır".. Selam ve dua ile..
HULUSİ AKAR PAŞAMIZI KUTLUYORUZ !..
Tarihimiz; Hulusi paşa gibi yiğitlerle dop doludur!.. Gerek Selçuklu, gerek Osmanlı ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti tarihini tetkik ettiğimiz zaman görmüş oluruz ki, cephelerde; düşmanla göğüs göğüse cihad edenler, Çanakkale, Sakarya, Dumlupinar'ı destan olarak önümüze seren paşalarımızla karşılaşmış oluruz!..
Gazi Mustafa Kemal'in, Mareşal Fevzi Çakmak'ın, Kazım Karabekir vb. paşaların hayatlarına nazar ettiğimiz an, onların iftiharla dolu hayatlarını okur, heyecanlanır, onlar için dua etmekten kendimizi alamayız!.. Makamları cennet olsun!..
Lakin, Hulusi Akar paşamız, düne göre, bu günü dile getiren, farklı bir üslup takip eden paşamızdır. Beytullah'ı ziyaret etmiş, din ve imana bakış açısı değişik, adını Hz. Muhammed (sav)'den alan Mehmetçiğin uygulamalarına dini açıdan değer veren, vermeye çalışan bir komutanımızdır!..
Hepimiz, askerlik karavanasını yemiş, tatmış insanlarız!..Gördük ki, yemekten önce " Tanrımıza Hamdolsun" yerine " Allah'ımıza Hamdolsun" naraları gündeme şevk ve aşk vermiştir ve vermektedir!..
Belki denilecektir ki, " Allah" " Tanrı" kelimesi arasında ne gibi farklar bulunmaktadır?, denilebilir!.. Tabii ki, Kur'anî ifade ile, büyük farklılıklar bulunmaktadır!.. Milletlerin konuşmuş oldukları bütün dillere, lisanlara nazar edilmiş olsun ki, " Allah" lafza-i celalinin aynısın, benzerini, karşılığını bulmak mümkün olmayacaktır.
" Tanrı" " İlah" kelimesinin karşılığı olur iken, Allah lafza-i celalinin tam karşılığı olmayacaktır. " Tanrı" kelimesi ,ilah, hüda, Mekke müşriklerinin ilahlarının karşılığı olur iken, " Allah" kelimesinin yanından, sağından ve solundan geçmesi mümkün olmayacaktır! Askerin duasında değişiklik yapılmasından dolayı paşamızı kutluyorum..
15 Temmuz mağduru ve mazlumu olması!..
Hulusi Paşamız; ne yazık ki, sahte Mehdi'nin; eziyetini görmüş, yaşamış, çömezleri tarafından tutsak edilmiş bir paşadır!.. Kutlamak gerekir ki, bu çirkin olayda, paşamız; eğilmemiş, bükülmemiş, canı pahasına da olsa kimlik ve şahsiyetinden ödün vermemiştir. Bu sebeple, kendisine uzun ömürler diliyorum.
Paşamızın camii yaptırması!..
Ne tuhaf ki, güncel basında, yayında, medyada; bu mes'ele sulandırılmış, dedikodusu yapılmış, hakkında çok şeyler yazılmış ve çizilmiştir.. Genel anlamda, paşamız; pek de takdir görmemiştir. Neden ve niçin?
Hulusi Paşamız; meyhaneye eğlenmeye gitmiş olsaydı, bar kapattırsaydı, dans yaparak eğlenmiş bulunsaydı, belki de, takdir alacak, genel de hakkında dedi kodu yapılmayacaktı.. " Efendim, niçin okul değil de, camii yaptırıyor?" serzenişleri , geçerli, işe yarar, müsbet, yerinde ithamlar değildir..
Camii, mescid, okul, mabed, kışla gibi terimler; tamamı birbirlerini tamamlayan şeylerdir.. Camide; kültürel, tarihsel, hendesi dersler verilmesi gayet olağan şeylerdir. Yani, tenkit edenler camilerde, maddi ve manevi ders okuttular da kimler karşı çıkmıştır?
Bundan dolayı da, paşamızı alkışlıyor, kesesine bereket diyor, ilk defa böyle bir çığır açtığı için, tarih ve bu millet kendisini unutmayacaktır!..
Diğer taraftan, ülkemiz de askerlik sisteminde, kışlada hoşgörünün hakim olması, "het hot"ların gerilerde, geçmiş yıllarda kalması da bu millet evladlarını sevindirmiştir.
Netice olarak;
Hulusi paşamız; askerlikte, asker içerisinde, kışlada, daha çok müsbet şeylere imza atacaktır!.. Birileri ürkse de, " Laiklik elden gidiyor" dese de, ne laiklik elden gidecek, nede kışlalarda, bir sapma, eksen değişmesi olmayacaktır.
Çünkü, kışlalar da askerlik yapan yiğitler, bu milletin evlatlarıdır. Onlara, bu millet niçin " Mehmetçik" adını vermiştir? Gazalarda, seferberlikte, harekatlarda, hep tekbir, tehlil, ezan, Muhammed dile getirilmiş, " ölürsem şehid, kalırsam gazi" düşüncesi dini, imani ve İslami bir terim olmuştur.
Üzüldüğümüz, kahrolduğumuz bir nokta olmuştur ki, 15 Temmuz da, bir kısım hainlerin, dışa bağımlıların bir zavallı Cia. mollasının peşine düşmeleri, beraber askerlik yaptıkları arkadaşlarına kurşun atmaları, silah çekmeleri olmuştur..
Müslüman Türk tarihinde, böylesi, çirkin, nefret uyandıran bir vak'ayı okumak, duymak, işitmek mümkün değildir. Dolayısıyla, Genel Kurmay Başkanımız Hulusi Akar Paşamız, ümid ediyoruz ki, bu çirkin kaotik durumun üstesinden gelecek, emekli olmadan önce, ordumuzu bu töhmetten kurtaracaktır. Selam ve dua ile..
Şerafettin Özdemir
" PARKASIZ DELİKANLI DENİZ GEZMİŞ!.."(!)
Söz vardır, zihinlere kazınır, belleklerde kalır, insan ruhunu okşar. Söz vardır, yıllar yılları kovalasa da unutulmaz, tekrarında nefret, iğrençlik hasıl eder.
Şu günlerde, Türkiye gündemini meşgul etmekte olan bir söz bulunmaktadır: " Parkasız delikanlı Deniz Gezmiş!" sözüdür. Bu sözü dillendiren konuşan, söyleyen bir zamanların meşhur futbolcusu şeytan lakaplı Rıdvan Dilmen'dir.
Belki, Rıdvan hoca; şöyle bir söz söylemiş olsaydı, yani " en büyük futbolcu, en büyük hakem" demiş olsaydı, belki de dikkat çekmeyecek, hiç bir kimse de kınamayacak, söylenen sözün arkasına düşmeyecekti.
Bilmem ki, " Parkasız delikanlı Deniz Gezmiş" yakıştırması, sözü, boş ve saçma nitelemesi , Rıdvan hocanın nereden aklına düştü, nereden onu gündeme taşıdı, ne irtibatı vardı, onu dillendirmesi ne içindi, bu yakıştırmanın izahı kendisine aittir.
Aksi halde, " Parkasız delikanlı Deniz Gezmiş" sözü, söylenmeye devam edecek, haklı veya haksız, eski bir futbolcuyu tedirgin edecektir.
Sanırım, sayın Cumhurbaşkanı; " Parkasız Delikanlı Deniz Gezmiş" uydurmasını, yakıştırmasını kat'iyyen kabul etmeyecektir. Çünkü, onun hayatında, çalışmalarında, okumuş olduğu İHL. okulunda böyle bir kişinin, ne ismi geçer, o ne taklit edilir, nede o zatı poh pohlayıcı ifadeye rast gelinir.
Çünkü, Deniz Gezmiş, sola inanmış aşırı sosyalizmi ideal kabul etmiş hatta ötesinde kömünizmi , bunun toplumlara hükümferma olmasını istemiş birisidir.
Hatta, böyle olduğu, bu şekil için idam edildiği TBMM. kayıtlarında da mevcuttur. Meclis'te bu kişinin " Komünist" olduğuna karar vermiştir.
Hal böyle iken, sayın Cumhurbaşkanı methü sena edilecekse, gelmiş geçmiş İslam büyükleri, devlet başkanları zikredilerek ifade edile bilinirdi. Örneğin,
" Selahaddin-i Eyyubi", " " II. A. Hamid Han", " Aliya İzzet Begoviç", İslam'a hizmetleri yönüyle " Yavuz Selim Han", dindarlığı sebebiyle " Turgut Özal", vb. isimlere benzetile bilirdi.
Ama, Rıdvan hoca, kafasının arkasındaki düşünceyi nihayet kusmuş, dillendirmiş, ülkemizin Cumhurbaşkanını, iman, islam, amel, inanç yönüyle idam edilmiş bir komüniste benzetmesi abesin abesi olmuş, ayıbın ayıbını işlemiştir. Yazıklar olsun!..
Be kardeşim Rıdvan bey; sayın Recep Taayyip hocanın, hayatında, yaşamında ne silah merakı, ne askere kurşun atma, ne polis öldürme, ne anarşizm gibi bir tiyneti olmamış, bundan sonra da olmayacaktır!..
Deniz Gezmiş; bendeniz ölenin arkasından konuşmam ama, hayatı boyunca, hiç bir zaman, din nedir, diyanet nedir, inanç nedir, iman nedir, amel nedir, iyi bir vatandaşlık nasıl olur? türü düşüncelere yaklaşmamış, hayatı, vurma, kırma, ihtilal denemeleri, örgüt militanlığı olarak geçip gitmiştir.
Sol, solculuk, aşırı sosyalizm ve komünizm uğruna diyar diyar eğitim almış, sonrasında da almış olduğu eğitim gereği, silahı, komünistçe düşüncesini bu yurdun, bu vatanın askerine, polisine yöneltmiştir.
Hal böyle iken, Rıdvan Dilmen' bu konuda bir iş , görev düşmektedir!.. Aziz milletimizden ve sayın Cumhurbaşıkanından özür dilemesidir. . Özür dilemediği takdir de ne olur?
Belki, Deniz Geezmiş hayranlarını memnun ederse de, onlar bile bu yakıştırmayı hoş görmeyecek, lüzumsuz, gereksiz, sallama bir söz olarak havada kalmış olacaktır!..
Tüm bu ifadelerden sonra şunu demek istiyorum: Herkes kendi konumunu bilmeli, toplum nezdindeki sevgisini, saygısını iyi algılamalı ve konuşurken; sohbet ederken, sözünü, konuştuğunu bilerek konuşmalıdır.
Sayın Dilmen; Cumhurbaşkanımızı çok sevebilir, fikirlerine, düşüncelerine eylemlerine hayran da olabilir. Ama, benzettiği kişi ile ne derece bağdaşır, hangi noktalarda benzeşme durumu var, fikren, zikren, fikri yönü ile bunları hesap ederek konuşmuş olsaydı, daha güzel olacak, sözleri sallama, atma pozisyonuna düşmeyecekti.
Onun içindir ki, olabilir ki, insan; bazan boş bulunur, ağzından lüzumsuz, gereksiz bir söz çıkmış olabilir. Çünkü, insanız, insan olmamız hasebiyle, dilde de kemik bulunmadığına göre, hata yapılabilir, saçma söz söylenebilir.
Bazan, canlı bir televizyon yayınına rast gelebiliyoruz. Canlı yayında, öylesi hatalar olabiliyor ki, konuşan, yayına alınan kişi, pot kırdığı için, özür üstüne özür, af üstüne af diliyor.
Rıdvan hoca da öyle yapmalıdır. Sayın Cumhur Başkanını, benzete benzete bir anarşiste benzetmesi, bir komünistle eş değer görmesi, yenilir, yutulur cinsten bir hata değildir. Onun içindir ki,
Olan, ölen, yok olan bir hata kabul edersek, Rıdvan hocaya bir görev düşmektedir. Seksen milyon milletimizden özür dilemeli, bir yanlış benzetme hatası yaptığını itiraf etmelidir. Bu tutum bir erdem olacaktır.
Netice olarak;
İnsanlar, hata yapmakla, günah işlemekle düşünülen bir yaratılışa sahiptir. Deniz Gezmiş'i; kendisi yine de çok çok sevsin, ama, aynı kişiyi hiç de, en yakından bile bir alakası olmayan Recep Tayyip beye benzetmesi, yan yana koyması abesle iştigal olacaktır.
Çünkü, bu aziz millet evlatları, komünizmden, sosyalizmden nefret eder, zaten çok da zararını yaşamış bir millettir.
Komünizm, aşırı sosyalizm, hangi millete tebelleş olmuş ise, o millet insanlarını mağdur etmiş, aç bırakmış ve halen de süründürmeye devam etmektedir.
Yıllar önce, Rusya eski Devlet başkanı Gorbaçov ülkemize bir konferans için gelmişti. Gorbaçov; konferans salonunda, konuşurken, komünizmin ne şerir bela olduğundan bahsederken, dışarıda da, bazı gençlerin aleyhe nümayiş yaptıklarını görmüştü.
Gorbaçov, bu gösteri üzerine, " Ahmak İvan'lar" sözünü söylemişti.. Yani, insanımız; akıllı olmalı, akıllı konuşmalı, " Ahmak İvan" olmamalıdır.. Selam ve dua ile..
Şerafettin Özdemir
Az çok meslekten, meslek içerisinden gelmiş olduğum için mihraba geçen imamların, müezzinlerin günlük yaşayışlarına aşinayım ve bilirim!.. Spor yapanlarımız çok azdır!.. Son zamanlar da futbol oynayanlarımız müstesna!.. Tabii ki, istisnalar kaideyi bozmaz kabilinden diyorum.. Fitnes, halter, yürüyüş, koşu, futbol, güreş, yüzme, okçuluk, şiirle uğraş, edebiyat, tiyatro, piyes, cirit ata sporu olmasına rağmen, çok azımız bunlarla iştiğal etmekteyiz!.. Onun içindir ki, Genelde mihrab adamlarımız çok kiloludur!.. Göbek balkonları önde, öne fırlamış kendilerinden önde gitmektedir!.. Lakin,
Ben bu yazımda, örnek, yerinde duramayan bir hoca, hafız kardeşten bahsetmek istiyorum: Çünkü, dün gazetem, Afşin'in Sesi'nde onunla ilgili bir haber okudum!.. " Afşin merkez Gedikbaşı camiinde, mevlid kandili münasebetiyle, cemaate, "mandalina"," muz" ve " kivi "dağıtılacak, kandil proğramından sonra da, Doktor Ahmet Yazanel tarafından cemaate prostat hastalığı hakkında bilgi sunulacaktır." Haber çok çok hoşuma gitmiş oldu!.. Zaten, tanıdığım Cafer hoca, ( aynı camiinin imamı) yerinde duramayan, her hali bir farklılık arzeden, sabah namazlarında etrafına toplamış olduğu insanlarla " sabah yürüyüşü" yapan, üç, beş kilometre veya daha fazla..
Afşin Ashab-ı Kehf makamında sırlar alemine dalan 7 veya 8 kişi birde köpekleri ( Kıtmîr) isimli Yedi Uyuyanları temsilen bir ekip oluşturulmuş, söz konusu ekip, nerede bir etkinlik var orada, nerede bir festival var hemencecik oraya gitmişler, İstanbul, Alanya, Antalya, K. Maraş vb. yerlerde gösteri yapmaktadırlar!..
Cafer hocamız her yerdedir!.. İşittiğime göre sabah kahvaltılarını cemaatle topluca yapıyorlarmış, yürüyüş maratonu sonunda yine yürüyen insanlarla yaptıklarını da duymuş oldum. Yaz tatillerinde, bazan Teravih namazı için, hem kendisi de hafız olması münasebetiyle peşinde namaz kılmaya giderim.. Tatlı okuyuşu, sevecenliği, mülayimliği artı puanlarıdır!.. Namaz sonunda, cemaate, her akşam hurma-zemzem dağıttırması, ayrı bir güzelliktir!.. Ancak,
Tüm bu aktivitelerinden , davranışlarından dolayı Cafer hocamızı tebrik ederken, bir hususu gündeme taşımadan edemiyeceğim!.. Şayet, beraber yürümüş olduğu cemaate: " Kur'an'ı okuma, anlama ve hayata yansıtma" yönünde bir eylemi yoksa, diğer eylemlerinin bir önemi olmasa gerektir!..
Sevgili Cafer hocam!.. Çağımız, bildiğiniz üzere, Kur'an çağıdır!.. Kitleleri, onun emirleri, işaretleri doğrultusunda yoğurma, eğitme çağı ve zamanıdır!.. İyi niyetin, sevecenliğin, hoş görün, kibarlığın sayesinde insanlar etrafında toplanmışlar, sana inanmışlar, sana güvenmişlerdir!.. O halde, hiç vakit kaybetmeden, bir proğram dahilinde, aktiviteye, önce belirli bir müddet Kur'an talimi, okuma, anlama ve emirlerini hayata geçirme yönünde çalışmalar yapalım!.. Güncel bir tefsir dersi, güncel bir ilmihal talimi yapalım!.. Biraz Siyer-i Nebi okuyalım!..
Sonra da, her zaman ki yapmış olduğunuz hareketlere, okumuş ve okutmuş olduğunuz Kur'an aşkıyla, hevesiyle, heyecanıyla, yürüyüş, koşu, " Ashab-ı Kehf" eylemlerine katılalım..
Netice olarak;
Cafer hocalara hasret kaldık!.. Resulullah (sav)'in sünneti olan, emri olan, koşuyu, ciriti, yürüyüşü, güreşi, yüzmeyi, ok atmayı unuttuk!.. Niçin ve neden?
Çünkü," cemaatlerimiz, insanlarımız bize ne derler?" İmam efendi top oynamaya gitmiş ise, cemaatten bazıları ve ekserisi: " Hoca, tozutmuş, Hz. Hüseyin'in kellesi ile oyun oynamaktadır!" basit iddiası yüzünden, her türlü , bedeni hareketlerden, gençlere örnek olmaktan uzaklaşmış durumdayız!..
Oysa, Resulullah (sav); güreşte yapmış, koşu da yapmış, ata da binmiştir!.. Mutfakta, hanımına yardımda etmiş, sökülen yerlerini bizzat kendisi onarmış, hiç kimseden kendisine ekstra hizmet istememiştir!.. Onun içindir ki, Cafer hocamız; İnşallah!.. Örnek bir imam olması hasebiyle, her imama örnek bir kişi olur, tüm imamlarımızı sabah namazından sonra yürüyüşe, koşuya ve cemaatle kahvaltı yapmaya özendirir, bu sayede birlik, beraberlik, dayanışma, tesanüd " nasıl hizmet ederim" aşkını alevlendirmiş olurlar!.. Cafer hocamızı, bir kere daha kutluyor, görevinde başarılar diliyorum.. Selam ve dua ile..